<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KITAPCHI.COM &#187; Yakup Kadri karaosmanoğlu</title>
	<atom:link href="http://www.kitapchi.com/yazar/yakup-kadri-karaosmanoglu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitapchi.com</link>
	<description>Kitap Özetleri</description>
	<lastBuildDate>Mon, 02 Aug 2010 06:35:38 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Ankara</title>
		<link>http://www.kitapchi.com/roman/ankara.html</link>
		<comments>http://www.kitapchi.com/roman/ankara.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2009 16:46:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Kadri karaosmanoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapchi.com/?p=182</guid>
		<description><![CDATA[Birinci Bölüm
Kurtuluş Zaferi ile sonuçlanan, savaş yıllarındaki Ankara’yı kısa hatlarla açıklar. Romanın kahramanı olan Selma Hanım hayatını bu üç bölümde üç ayrı erkekle geçirir. Milli mücadele yıllarında bir banka şefinin karısı,  yerli bir Ankaralı olan Sungurluzade Ömer Efendi’nin kiracısıdır. Kocası Nazif’le Ankara’nın yabancısıdır. İstanbullu hanım için Ankara’da hayat tek düze ve sıkıcıdır, yoksulluklarla doludur. Ev [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Birinci Bölüm</p>
<p style="text-align: justify;">Kurtuluş Zaferi ile sonuçlanan, savaş yıllarındaki Ankara’yı kısa hatlarla açıklar. Romanın kahramanı olan Selma Hanım hayatını bu üç bölümde üç ayrı erkekle geçirir. Milli mücadele yıllarında bir banka şefinin karısı,  yerli bir Ankaralı olan Sungurluzade Ömer Efendi’nin kiracısıdır. Kocası Nazif’le Ankara’nın yabancısıdır. İstanbullu hanım için Ankara’da hayat tek düze ve sıkıcıdır, yoksulluklarla doludur. Ev sahipleri ile birlikte gündelik ev işleri ile meşgul olur. Boş zamanlarında Hatçe Hanım ve Halime Hanım ile sohbet eder. Bu sohbetlerinde gündelik Ankara hayatını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serer. Daha sonraları Nazif Bey’in vekil arkadaşı Murat Beyle tanışırlar. Murat Beyler’le aile ortamı içerisinde karşılıklı davetlerde bulunurlar. Bu sırada binbaşı Hakkı Beyle de tanışırlar. Hakkı Beyle birlikte Etlik’te gezintiye çıkarlar. Bu dönemlerde Hakkı Beyin milli mücadele ruhu ve azmi kendisini fazlasıyla etkiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakkı Bey artık Selma Hanım için muzaffer bir kumandan, muhterem bir kahramandır. Bütün ümitlerin zafer’e bağlandığı, başka hiçbir şeyin ehemmiyetli olmadığı bu devirde, herkesin mütevazı bir hayatı vardır. Yalnız kocası Nazif Bey’in milli davaya bir erkekten beklediği heyecan ve alaka ile bağlanmadığını gören Selma Hanım yavaş yavaş kocası Nazif Beyden kopmaya başlar. Erkân-ı Harp Binbaşı’sının fikir ve hareketlerine yakınlık duyar. Birinci bölüm Selma Hanım’ın binbaşının cazibesine kendisini kaptırdığı bir zamanda sonuçlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci Bölüm</p>
<p style="text-align: justify;">Selma Hanım Nazif Bey’den boşanır. Bu bölüm zaferden sonraki Ankara’dır. Selma Hanım eski binbaşı emekli Miralay Hakkı Bey’in karısıdır. Ancak koşullar değişir değişen koşullar Cumhuriyet öncesinin kişilerini de değiştirir. Hakkı Bey ordudan, Murat Bey vekillikten ayrılır. Artık bu iki insan yeni türeyen bir sınıfın üyesidirler. Vurguncu harp zengini şirket meclisi idarelerinde dolaşan, ecnebi gruplarla komisyon işleri yapmaya çalışan Hakkı Beyin yeni yüzüyle karşılaşırız. Hakkı Bey milli idealleri bir tarafa bırakmış, maddi refah içerisinde sadece kendi hesabına çalışan, son derece alafrangalaşan Yenişehir garplılığı, batılı hayat tarzının kötü yanlarını alır. Bu zümreye göre artık halkçılık diye bir dava kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Selma Hanım bir süs çiçeği, bir zevk aleti gibi kısır ve avare yaşayıp gider. Her şey kendi dar çevrelerinden kendi acayip zevklerinden ibarettir. Her gece çay partileri ve balolar düzenlenir ecnebi iş adamlarıyla dans edilir. Eğlenceler tertiplenir. Bu bölümde halk ile bu zümre arasında nasıl doldurulmaz bir uçurum açıldığını, inkılabı böyle anlayanları, hep kendi lehlerine çekenlerin eleştirisi yer alır. Selma Hanım asıl halka lakayt kalıp acayip bir hayatın egoist zevklerine dalan yeni kocasından da uzaklaşır. Bu sırada muharrir olan Neşet Sabit genç kadını görmek için onların bazı alemlerine iştirak eder. Selma Hanım bu hayatın acılarını onunla paylaşır. Bu hayatın zavallı yüreğinde büyük ıstıraplar yarattığını, bu çıkmaz yoldan biran önce kendini söküp atmakla, kökten tedavi olmak gerektiğini anlar. Binbaşı Hakkı Bey’den boşanır. Bundan sonraki hayatında toplumsal hizmetlerin en değerlisi olan öğretmenlik görevine atılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü Bölüm</p>
<p style="text-align: justify;">Yazarın hayalindeki Ankara’dır. Yazarın bu hayali Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü Bayramıyla başlar. Gazi Mustafa Kemal’in Türk milletine hitabesi, bir devir başlangıcının, bir yeni sabahın ilk işareti gibi olur. Türk milleti ilim, imar, iktisat, güzel sanatlar sahasında büyük bir gelişme içerisindedir artık Ankara’nın çehresi değişir. Yeni stadyumlar, yeşil çimenli sahalar, büyük fabrikalar, büyük binalar , alaca halk yığınları ve coşkuyla kutlanan büyük bir bayram&#8230; Selma Hanım basına ayrılmış iskemlelerin birinde dinlenir. Bundan sonra egoist bir zümrenin zevkine ve menfaatine karşı şiddetli matbuat hücumu başlar. Tiyatro, şiir, edebiyat, karikatür, musiki, hep bize yeni hayatı söyler. Halk evleri, Toplumsal Mükellefiyet Teşkilatı yeni hayatın odakları olur. Selma Hanım Neşet Sabit’le evlenir, bu iki insan yeni hayatın imar ve inşasında elele vererek büyük bir aşkla çalışır, yeni değerleri halk yığınlarına götürürler.</p>
<p style="text-align: justify;">Harf İnkılabı, Tarih Cemiyeti, Yüksek İktisat Enstitüsü, Halk Evleri gibi daha bir çok alanda büyük atılımlar, büyük yenilikler gerçekleşir. Selma Hanım ve Neşet Sabit bu on yıl boyunca mutlu bir evlilik yaşarlar. Fırsat buldukça Anadolu’nun muhtelif yerlerine seyahat eder, bu seyahatlerinde gördükleri yerlerin yeni çehresiyle karşılaşırlar. Anadolu toprağı, suyu, kırı, bayırı, dağı, taşıyla eşsiz güzelliğiyle cennetten bir parça gibi tasavvur ederler, bundan doyumsuz bir haz alırlar. Hele Pınarbaşı’nda düzenledikleri eğlencelerde halk ezgileri ve türküleri çalınır söylenir, sabaha kadar hoşça vakit geçirirler. Roman yazarın bu tasavvuruyla son bulur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapchi.com/roman/ankara.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sodom ve Gomore</title>
		<link>http://www.kitapchi.com/roman/sodom-ve-gomore.html</link>
		<comments>http://www.kitapchi.com/roman/sodom-ve-gomore.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Jan 2009 19:25:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Kadri karaosmanoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapchi.com/?p=64</guid>
		<description><![CDATA[Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermiştir. Osmanlı İmparatorluğu da bu felaketten payını almış ve ülkenin heryeri kargaşa içindedir. 1921’lerin İstanbul’u, İngilizler şehri şigal etmiş ve saray buna sesiz kalmıştır. İstanbul, Anadolu’dan kopuk ayrı bir dünya gibidir. Tıpkı Sodom ve Gomore gibi. Tanrının lanetlediği şehirlerden ikisidir. İstanbul kızları İngiliz subaylarıyla beraber olmaktan gayet mutludurlar. Leyla’da bunlardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermiştir. Osmanlı İmparatorluğu da bu felaketten payını almış ve ülkenin heryeri kargaşa içindedir. 1921’lerin İstanbul’u, İngilizler şehri şigal etmiş ve saray buna sesiz kalmıştır. İstanbul, Anadolu’dan kopuk ayrı bir dünya gibidir. Tıpkı Sodom ve Gomore gibi. Tanrının lanetlediği şehirlerden ikisidir. İstanbul kızları İngiliz subaylarıyla beraber olmaktan gayet mutludurlar. Leyla’da bunlardan biridir. Bu nazik kızlarımız Kuvayi Milliyecileri yabani dağ insanı olarak görmekte, hatta tiksinmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Leyla’ya aşık olan Necdet ise bağımsızlıktan umudunu kesmiş, olaylara sadece seyirci kalmıştır. Sevdiği kızın işgalci subaylarla olan yakınlığını görür fakat görmezden gelir, hatta o da bu subayların çevresinde oluşan yüksek sosyeteye katılır. Oysa Necdet’in arkadaşı Cemil bir şeyler yapmak gerektiğini düşünür ve Kuvayi Milliyecilere katılır ve sonunda şehit olur. Fakat o değeri bilinmez insanlardandır,vatan o ve onun gibilerinin kanlarıyla hayat bulmuştur. Vatanın ayakları aslında bağımsızlık savaşında ayaklarını yitiren gazilerimizindir. Onlar her bir uzuvunu kaybederken vatan yeniden el ayak sahibi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul’un bu şaşalı hayatı çok kısa sürer. Ezilmiş Anadolu insanının özlediği gün gelir. Bir gece Kuvayi Milliyeciler karanlığın içine akın eden ışık hizmeleri gibi akın ederler şehre. Leyla, o eski hayatlarının mahvettiği için bu büyük savaşçıları nefretle karşılar. Necdet ise artık bu İngilizler tarafından kullanılmış vatanperverlik duygusundan yoksun kızdan soğumuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Leyla dudaklarını Necdet’in dudaklarına uzatır. Necdet onu kucaklar ve bir köşeye bırakır. Dudaklarında bir kimyevi maddenin, rujun yavan tadıyla bağımsız İstanbul’a katılır. Ve bu aşkın bittiği yerde roman da son bulur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapchi.com/roman/sodom-ve-gomore.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kiralık Konak</title>
		<link>http://www.kitapchi.com/roman/kiralik-konak.html</link>
		<comments>http://www.kitapchi.com/roman/kiralik-konak.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Jan 2009 09:38:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Kadri karaosmanoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapchi.com/?p=57</guid>
		<description><![CDATA[Kiralık Konak’ta Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşündeki toplumsal nedenler ve kuşak çatışmaları dile getiriliyor. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Naim Efendi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir serveti büyük bir özenle muhafaza ediyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Birçok kez valiliklerde dolaştı. Şürayı Devlet Azası, Rüşümat Müdiri Umumisi oldu. İnkılaptan iki sene evvel dolaşık bir “TEVLİYET” (Mütevellilik) davası yüzünden istifasını verdi ve Hükümet işlerinden tiksinerek bir köşeye çekildi. Fakat memuriyet döneminden kalma bayramlaşma ve özel deftere imza olayını hiçbir zaman aksatmazdı.<br />
Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli meclisleri,  ahbap arasındaki sohbetleri,  misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi de anlamıyordu.<br />
Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatını huzurunu mümkün mertebe koruyordu. Ancak, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kalmıştı. O öldükten sonra yerine Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanım hiçbir cihetten annesine benzetmiyordu. Tabi ki babası gibi çekingen, içinde titiz, iradesiz, tembel bir kadındı; hususiyle kocasının nüfusuna ve çocuklarının arzularına son derece uyardı. Kocası ise kırk beş yaşında bir züppeden başka bir şey değildi.<br />
Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak bütün iradesini konak içerisinde istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında bir mektup çocuğu olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık gediklisi idi. Bu yaşında bir çok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarında vakıf olan Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe ince ve çolak vücudu ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, başkalaşma içerisindeydi.<br />
Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri giyinir; kuşanır ve tam beşte konağın salonunda nadir görülen bir hanımefendi vakariyle ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler, gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve bir çok şiiri bazı mecmualarda çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir mektep çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşe henüz gelmişti ki; Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir frenk zarafeti ve kıvraklığı vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki münasebetin bir arkadaşlık derecesinden fazla olduğunu genç kızın bütün erkek ve kadın arkadaşları bili verirlerdi.<br />
Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirlerdi. Zira Faik Bey, pek çapkın bir delikanlı ve Seniha, pek şuh bir genç kızdı. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen ihtiyarlardan biri oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkün ise, Seniha’yı da o kadar arıyor. Seniha’ya kendini o kadar düşkün hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Henüz herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Yanaklarında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha ne var? Ne oldu? Demek isteyen gözlerle Faik Bey’ i süzdü. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den öğrendiği kadarıyla Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun mümkün olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi.<br />
Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı.<br />
Ve hayatında ilk defa olarak ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi&#8230; Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. En güzel bir yüze bir iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç kafiydi.<br />
Seniha kalbinin bu bir günlük imtihanından epeyce değişmiş çıktı. Aşktan evvel ki alaycı, havai, şuh ve işveli haline avdet etti.<br />
Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendinin yanına taşınma bahsi çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı huzuru büsbütün kaçtı. Selma Hanımefendinin kararı o kadar katıydı ki hiçbir mazeretle bunun önüne geçmek kabil olmuyordu.<br />
NAİM EFENDİ;<br />
“Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim? Diyordu.”<br />
SELMA HANIM;<br />
“Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün” diyordu.<br />
Konak, Naim Efendiyle beraber, her gün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla mustarip bir hayvan gibi sarsılarak açılıyordu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapchi.com/roman/kiralik-konak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaban</title>
		<link>http://www.kitapchi.com/roman/yaban.html</link>
		<comments>http://www.kitapchi.com/roman/yaban.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jan 2009 01:04:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Kadri karaosmanoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapchi.com/?p=18</guid>
		<description><![CDATA[Bu kitapta olaylar, Birinci Dünya Savaşında kolunu kaybetmiş birinin kahyasının köyüne gitmesiyle başlar. Bu kişi gittiği köyde  kısa bir süre sonra devamlı hor görülmeye başlanır. Bunun  nedeni bu kişinin köy halkından ayrı kültürde yetişmiş olması ve sakat olan kolundan dolayıdır. Bu köydekiler oldukça geri kalmış insanlardır. Belli bir süre sonra bu adamı Yaban  diye çağırmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bu kitapta olaylar, Birinci Dünya Savaşında kolunu kaybetmiş birinin kahyasının köyüne gitmesiyle başlar. Bu kişi gittiği köyde  kısa bir süre sonra devamlı hor görülmeye başlanır. Bunun  nedeni bu kişinin köy halkından ayrı kültürde yetişmiş olması ve sakat olan kolundan dolayıdır. Bu köydekiler oldukça geri kalmış insanlardır. Belli bir süre sonra bu adamı Yaban  diye çağırmaya başlarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaban köyde kahyasının evinde kalmaktadır fakat bir süre sonra köydekiler Yaban’ın köyden ayrılması için kahyanın annesi baskı yapmaya başlarlar. Fakat Yaban köyde kalmak istemektedir. Bunun nedeni ise bir gün köy çeşmesinde karşılaştığı Emine adlı güzel bir kıza aşık olmasıdır. Oysa emine Yaban’ı hiç sevmemektedir. Çünkü Emine kahyanın kardeşini sevmektedir. Bu arada Yaban köydekilere kendini kabul ettirmeye çalışır, ama bunda başarılı olamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kahyanın annesi olan Zeynep Kadın yüzünden kahya evden çok soğur ve Bekir Çavuş’un köyün hemen dışında olan küçük , eski ve köhne olan bir eve taşınır. Yaban’ın başından birçok olaylar geçer.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaban uzun süren savaşlar sonra bir parça huzur bulmak için geldiği bu köyde  bir türlü huzur bulamaz. Hatta belli bir süre sonra ilerleyişi durdurulamayan düşman askerleri bu köye kadar ilerler. Düşman askerleri ilk olarak dağda rastladıkları çobanı öldürürler ve köyü basarlar. Köylüler buna hiç ses çıkarmazlar. Muhtar düşman askerlerine Yaban&#8217;ın bir gazi olduğunu söyler. Düşman subayları da Yaban’ın yanına gidip onunla konuşurlar. Konuşmada alaylı bir biçimde Yaban’ı cepheden kaçmakla suçlarlar ve kendilerinin durdurulamayacaklarını söylerler. Bu Yaban’ı çok sarsar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir süre sonra Türk askerleri  buraya gelir ve köy civarlarında sıcak çatışmalar başlar. Türk askerlerini durduramayacağı anlayan düşman köyü yakıp yıkıp terk etmeye başlarlar. Köyden kaçmaya başlayan Yaban şans Emine ile karşılaşıyor ve onla beraber kaçmaya başlarlar. Tehlikeden kurtulduktan sonra köyde yaşadıklarını kitap haline getiren Yaban bu kitabı Emine’ye verip onu köyüne gönderirken kendine yeni bir yaşam kurmak üzere yola çıkar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapchi.com/roman/yaban.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
