<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KITAPCHI.COM &#187; Roman</title>
	<atom:link href="http://www.kitapchi.com/kategori/roman/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitapchi.com</link>
	<description>Kitap Özetleri</description>
	<lastBuildDate>Fri, 15 Apr 2011 11:13:59 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Dava</title>
		<link>http://www.kitapchi.com/roman/dava.html</link>
		<comments>http://www.kitapchi.com/roman/dava.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Sep 2009 14:16:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Franz Kafka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapchi.com/?p=202</guid>
		<description><![CDATA[Dava kendisine özgü özellikleri bulunmayan belirlenmemiş bir şehirde geçer. Yüzyılın ilk on yıllarındaki Prag olabilir. Ancak ayrıntının önemi yoktur. Çünkü bu psikolojik olaydaki gerçek ruhtur.
Romanın kahramanı Joseph K. otuz yaşındadır. Bir bankada çalışmaktadır. İyi bir insan olarak tanınır. Değişik işlerde çalışan insanların yaşadıkları kiralık bir evde oturur. Yemeklerini sakin kahvehanelerde yer ve geceleri geç saatlere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Dava kendisine özgü özellikleri bulunmayan belirlenmemiş bir şehirde geçer. Yüzyılın ilk on yıllarındaki Prag olabilir. Ancak ayrıntının önemi yoktur. Çünkü bu psikolojik olaydaki gerçek ruhtur.</p>
<p style="text-align: justify;">Romanın kahramanı Joseph K. otuz yaşındadır. Bir bankada çalışmaktadır. İyi bir insan olarak tanınır. Değişik işlerde çalışan insanların yaşadıkları kiralık bir evde oturur. Yemeklerini sakin kahvehanelerde yer ve geceleri geç saatlere kadar çalışır. İçine kapanıktır ve ruhasal bir boşluk olduğuna dair varsayımları vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir sabah, onun bu rutin hayatı parçalanır. İki kişi evine gelerek tutuklandığını söylerler. K. herhangi bir suç işlediğini hatırlamaz. Zaten bunu yapacağı bir ortamı da, durumu da yoktur. Aradan oldukça bir zaman geçtikten sonra, kaderinin gelişigüzel, sivil bir mahkeme elinde bulunmadığını da görür. Durum karmakarışıktır, şaşkınlık vericidir. Ne gibi bir suç işlediği ve ya kanunun hangi maddesine göre tutuklandığı kendisine hiçbir zaman söylenmez. Karşılaştığı herkes onun suçlu olduğunu kabul eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat günlük işlerini yürütmekte serbesttir. Muhakeme işlemleri, belirli yerlerden uzaklarda berbat durumlarda yapılır. Yargılama sırasında, hiç de beklenmedik zamanlarda saray görevlileri ve ya sarayla ilgili kimseler mahkemede görülür. Hiçkimse hatta mahkemem görevlileri bile bu işin iç yüzünü anlayamazlar. En güçlü yargıçlar o kadar uzaklardır, o kadar yabancıdırlar ki, hiç kimse onların gerçekten varolup olmadıklarını bilmez. En kötüsü yargılama yıllarca sürmesine rağmen kimse beraat etmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Roman K.’nın, kendisini temize çıkarmak ve ya hiç olmazsa kendisine yüklenilen suçun ne olduğunu anlamak için giriştiği faaliyetlerle ilgilidir. Bir yıl boyunca, birinden diğerine başvurarak kendisine yardım etmelerini ister, fakat başarılı olamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">K. kendini aleyhindeki davaya öyle vermiştir ki, bankadaki işini aksatır. Amcası Karl, bu davalarda şöhret kazanmış Huld adında bir avukat bulur. Huld, geçirdiği bir kaza sonucu sakat kalmış, bu kazadan snra kendisini iyice işine vermiş ve hızla işinde büyük bir yükseliş gerçekleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">K. hayatındaki bir arkadaşının tavsiyesi üzerine Titorelli adında bir ressamı görmek ister. Ressam kaldırım kadınlarının cirit attıkları bir sokakta berbat bir evde yaşamaktadır. Titorelli, sarayın özel ressamıdır. Hakimler arasında büyük etkisi olduğunu söyler. Kesinlikle beraat,  ki buna imkan yoktur; şartlı beraat, ki herhangi bir anda tutuklanabilir; süresiz erteleme ki, ne beraat demektir ne de mahkumiyet. K., arzu etmemesine rağmen, bir kaç resim satın alır ve ümitsizlik içinde ressamın yanından ayrılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha sonra avukatının davayı ihmal ettiğini sanarak başka birini bulmayı düşünür. Huld’un, Block  adında bir müvekkilini görür. Huld, bu adamın bir davasını yüklenmiş,  kesin bir sonuca erdirmeksizin yıllarca sürdürmüştür. O da, avukatının ihmalinden şikayet eder ve gizliden gizliye diğer avukatlara danıştığını söyler. Huld, K. ’nin kendisinden vazgeçmek istemesine sinirlenir ve müvekkilleri üzerindeki etkisini göstermek için Block’u çağırır. Block avukatın önünde diz çöker, adeta bir köle gibidir ve ona yalvarıyordur.</p>
<p style="text-align: justify;">Son görüşme K.’nin iş için gittiği şehrin kilisesinde yapılır. Kilise, karanlık ve boştur. Birdenbire, mihraptaki kürsüden, K.’ye seslenilir. Kürsüdeki kiş kendisinin hapishane papazı ve  bundan böyle mahkemenin bir hizmetkarı olduğunu söyler. K.’ye durumun kötüye gittiğini, onun, mahkemenin niteliğini anlamadığını, diğerlerlerinin, özellikle kadınların yardımına çok güvendiğini bildirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu görüşme sonunda papaz, K.’ye içinde gerçek payı bulunan  ve K.’yi huzursuzlaştıran bir hikaye anlatır. Hikayede hukukçu olmak isteyen bir kişinin hukukçu olmak için geçmesi gerekn kapıda başından geçen olaylar anlatılır: ”Adam çok çalışmasına ve defalarca denemesine rağmen o kapıdan geçemez. Bekçiye rüşvet verir fakat yine giremez. Ölümünden sonra ruhu kendini o kapıda bulur, bekçiye sorar neden defalarca denememe benimle beraber bu işi birçok kişininde denemesine rağmen kimse başarılı olamadı. Bekçi, bu kapıdan sadece bir kişi geçebilirdi. O da sizdiniz ama vaktin gelmesini beklemeliydiniz. Artık vakit geldi. ”K. bu olaydan kendine göre yorumlar çıkarır fakat  gerçek sorunun ve bu hikayenin kendisiyle olan ilişkisiniz anlayamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın son bölümü, birinci bölümlerden bir yıl sonra, K.’nın otuzbir yaş öncesinde geçer. Radingotlu ve silindir şapkalı iki şişman adam K.’nin kapısına gelir ve hiçbir direniş göstermeyen K.’yı alıp götürürler. K. onların cellat olabileceklerini sanır. Fakat artık mücadele azmini tamamen yitirmiştir. Kendisini kurtarsa bile polis ona yardım etmeyecektir zaten. Ve artık istediği adalete kavuşacaktır. Hikayenin kendisiuyle olan ilgisini anlamıştır. O adaleti yaşadığı yalanlar ortamında değil,  gerçeğin var olduğu diğer hayatta sürdürecektir. Dava bitmiştir. Sanık artık gidebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapchi.com/roman/dava.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sergüzeşt</title>
		<link>http://www.kitapchi.com/roman/serguzest.html</link>
		<comments>http://www.kitapchi.com/roman/serguzest.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Sep 2009 13:59:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Samipaşazade Sezai]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapchi.com/?p=200</guid>
		<description><![CDATA[Evinden ayrılıp bir gemi ile yurdundan uzaklaşan küçük kız, onun gibi başka bir esir kız ile birlikte neresi olduğunu bilmediği bir yere getirilmiştir. Bu kızı bundan sonra birçok sürprizler beklemektedir.
İlk olarak kız -henüz bir ismi yoktur, yaşlı fakat zengin bir kadını yanına ona hizmet etmesi amacıyla satılmıştır.  Küçük kız burada tam bir esaret hayatı yaşamaktadır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Evinden ayrılıp bir gemi ile yurdundan uzaklaşan küçük kız, onun gibi başka bir esir kız ile birlikte neresi olduğunu bilmediği bir yere getirilmiştir. Bu kızı bundan sonra birçok sürprizler beklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk olarak kız -henüz bir ismi yoktur, yaşlı fakat zengin bir kadını yanına ona hizmet etmesi amacıyla satılmıştır.  Küçük kız burada tam bir esaret hayatı yaşamaktadır. Sürekli olarak buradan nasıl kurtulabileceğinin planlarını yapmaktadır. Bu evin hanımının yanı sıra hanıma hizmet etmekte olan başka bir kadın da kıza baskı yapmaktadır. Bu durum kızı yıpratmakta, zaten bir umudu olmayan yaşamdan onu iyice somutlamaktadır. Bir gün kız bu evden kaçmayı iyece kafasına taktığı bir anda bir gece yarısı evden kaçar. Çevreyi pek tanımadığı için saatlerce yürür fakat bir yerede yorgun bir şekilde yere yığılmaktan başka çaresi yoktur. Yerde kaldığı bölgede bir evin bahçe kapısının önüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Sabah olunca evin hizmetlilerinden biri kızı farkeder ve onu içeri almak için yaşlı ev sahibine danışır. Oda bunu çok olumlu bir şekilde karşılar ve hemen yardım etmek niyetiyle onu yanına alır. İlk olarak karnı doyurulur, güzel bir uyku çektirirlir. Daha sonra kız kendine gelince ona neler olup bittiği sorulur. Oda analatır evin hanımı kızın yaşadıklarını duyunca çok üzülür ve ona yardım edeceğini söyler, kızdabuna çok sevinir.</p>
<p style="text-align: justify;">Evin hanımı ona sahibinden izin alacağını ve artık kendi yanında kalacağını söyler. Bunun için hanımı kızın kaçtığı eve gider. Ve onu yanına almak istediğini söyler. Fakat  kadın bunu onur meselesi yaparak kabul etmez. Bundan sonra kızda eski evine geridöner. Bu olay kızı çok etkilemiştir. Çünkü daha önce kaçtığı eve tekrar dönmüştür. Gider gitmez yine hiç hoş olmayan durumlarla karşılaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Günler böyle geçip giderken birgün Mustafa bey evin sahibi birkaç yıl önce işlediği bir hatadan dolayı bir çok borcu olmuştu ve bu borçları ödemek için karısıyla tartışırdı. Birgün karısıyla beraber kızın satılmasına kara verirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Kızın adı kaçtığı evde hanımın onu çok güzel bulması üzerine &#8220;dilber&#8221; olarak koyulmuştu. Bundan sonrada ona ‘dilber’ olarak seslenilmeye başlandı. Dilber kendisi hakkında satılması kararının alınmasından sonra bir esirciye satıldı. Ve Dilber’in bütün hayatı bu yönde değişti. Dilber  bundan sonra belli bir süre esir hayatı yaşamıştır. Bu süre içinde bir çok kendisi gibi esir hayatı yaşamış olan kız arkadaşları olmuştur. Onların hayatlarını dinledikçe aslında kendi hayatının okadarda kötü olmadığının farkına varmıştır. Daha nice insanların kendisi gibi cefa çektiğini anlamıştır. Buradaki bir çok kızın çeşitli meziyetleri vardır. Bir tanesi çok iyi bir şekilde ud çalmaktadır bu yüzden çoğu yerden çağrılmaktadır. Dilber’de onun gibi ud çalabilmeyi çok istemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dilber’e bir gün bir talip çıkmıştır, ve Dilber’de o eve gitmek zorunda kalmıştır zaten onun böyle bir şeyi isteyip istemediği pek önemli değildir, önemli olan bir kaç kişinin işinin görülmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dilber’in gittiği bu evde ona bir esir gibi değil, bir insan gibi yaklaşılması onu çok etkilemiştir. Evde bir hanımefendi, onun kocası ve onların tek oğlu olan Celal bey bulunmaktadır. Celal bey aynı zamanda bir ressamdır. Yaptığı porrelerle ün kazanmıştır. Dilber’i evde görünce o da çok şaşırmıştır. Çünkü Dilber’i Cleopatra’ya benzetmişti. Celal bey yalnız yaşadığı için kız arkadaşı ya da sevgilisi yoktur. faKat Dilber’I gördüğü andan itibaren içinde bir kıvılcım oluşmuştur. İlk zamanlarda Dilber’de buna bir karşılık doğmamış fakaat günler geçtikçe Dilber’de onaa karşı ilgi duymaya başlayacaktır. Celalbey Dilber’I boş bulduğu zamanlarda odasına çağırıp onun resimlerini yapmaya başlamıştır. Kimi zaman nü resimlerinide çalışır. Dilber’in bebeksi vücudunu gördüğü zamanlarda  daha önce hç yaşamadığı duyguları tadıyordu. Ona her baktığında onun daha değişik bir güzelliğini yakalıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Günler geçtikçe Dilber zamanının büyük bir kısmını Celal beyin yanında geçirmeye başlar. Böylelikle Celal beyin Dilber’e olan aaşkı da diğer ev halkı tarafından da öğrenilir. Bu arada Celal bey açıkça aşkını Dilber’e de belli etmeye başlar. Dilber bu olaya ilk önceleri çok şaşırır. Çünkü böyle bir şeye asla imkan vermez. Bunun nedeni de onun esir kız olmasıdır. Daha ssonraları Dilber de Celaal beye karşılık vermeye başlar. Günler geçtikçe onlar aşklarını bariz bir şekilde yaşarlar. Evin baahçesinde yıldızları seyrederler, beraber gezerler. Fakat bu durum Celal beyin annesini olddukça rahatsız eder ve buna akarşı bir önlem almak ister. Bu beraberliği bitirmek için Dilberi Celal beyin evde olmadığı bir zamanda bir esirciye satar. Tabii Dilber’in yapacak birşeyi yoktur.  Celal bey daha sonra eve döner ve ilk olarak Dilber’in nerede olduğunu sorar  önce bunu öğrenemesede daha sonra öğrenir fakat onu bütün aramalrına rağmen bulamaz. Bundan sonraki bütün hayatı boyunca oda Dilber’de mutlu olamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan sonra ikiside hiç mutlu olmadığı gibi bu olay biçare dilberi intihara kadar sürükler bu yaptıklarına Celal bey’in aileside çok pişman olur ama yapabilecek bir şey yoktur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapchi.com/roman/serguzest.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Köprü</title>
		<link>http://www.kitapchi.com/roman/kopru.html</link>
		<comments>http://www.kitapchi.com/roman/kopru.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Sep 2009 12:46:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Kulin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapchi.com/?p=196</guid>
		<description><![CDATA[Bayram çocuk bekleyen bir babadır. Ve karısının doğum zamanı gelmiş çatmıştır. Sancılarla beraber Bayram, karısını hastaneye götürecektir Ama fırat buna engel olmaktadır. Fırat&#8217;ın karısına geçmeyen bayram ve onun talihsiz karısı oracıkta doğurur. Fakat karısı bu acıya dayanamaz ve kan kaybından yaşamını yitirir. O günden sonra Bayram ve onun çocuğu yalnız başına yaşamaktadır. Bayram çocuğu alarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bayram çocuk bekleyen bir babadır. Ve karısının doğum zamanı gelmiş çatmıştır. Sancılarla beraber Bayram, karısını hastaneye götürecektir Ama fırat buna engel olmaktadır. Fırat&#8217;ın karısına geçmeyen bayram ve onun talihsiz karısı oracıkta doğurur. Fakat karısı bu acıya dayanamaz ve kan kaybından yaşamını yitirir. O günden sonra Bayram ve onun çocuğu yalnız başına yaşamaktadır. Bayram çocuğu alarak doğru Valinin yanına gider ve olayı ona söyler. Vali o günden sonra bu olaya yakınlaşır ve köprüyü yaptırabilmek için girişimlerde bulunur. Köprüyü, Erzincan&#8217;ında dışında yabancı bir mühendise yaptırmak istiyordu. Bunun için Gürcistanlı baba ve oğul mühendislerle görüşmelere başladı. Gürcü mühendisler köprüyü yapabileceklerini söyleyerek Gürcistan&#8217;a dönmüşler, fakat bir daha geri dönmemişler. Bunun üzerine Ankara dan bir mühendisle görüşmeye başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Mühendisler Erzincan&#8217;a gelerek köprü yerini gördü ve birkaç inceleme yaparak köprüyü yapabileceklerini söylediler. Mühendisler Ankara&#8217;ya dönerek gerekli çalışmalara başladı ve bir grup oluşturdular. Yaklaşık bir hafta bir çalışmadan sonra köprü Erzincan da değil de Ankara da yapılarak tırlarla Erzincan&#8217;a götürüleceğini söyledi. Vali buna şaşırmıştı. Fakat mühendislere güveni sonsuzdu. Valinin etrafındakiler buna inanmıyorlardı. Vali etrafındakilere aldırmayarak gerekli parayı sağlamaya çalışıyordu. Yaklaşık bir ay sonra ilk grup Erzincan&#8217;a giderek köprü ayaklarını dikmeye gelmişlerdi. Daha çalışmanın ikinci gününde gerçekleşen terörist saldırıyla personel Ankara&#8217;ya kaçmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öksüze bakan Elmas ile Mevlüt yasak aşklarından dolayı ailesine yakalanmaktan korkuyordu. Mevlüt, İstanbul da ki asker arkadaşını ayarlayarak İstanbul&#8217;a gitmeyi düşünüyordu. Vali gerekli gıdasal yardımı öksüze bakan aileye sağlıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Mühendisler köprünün yapımını tamamlamış ve tırlarla Erzincan&#8217;a yola çıkmışlardı. Mühendisler ve Vali bir araya gelerek köprünün montajı hakkında konuşmaya başladılar. Köprünün kıyıdaki ilk ayağı oturtturulmuştu. Diğer ucunu ise karşıya geçirmek için, feribottan tahta güvertesine köprünün diğer ayağı oturtturulmuştu. Yalnız bir sorun çıkmıştı. Daha yolun yarısında feribot bozulmuştu. Çalışmalar aksamıştı. Bu da halkta tedirginlik yaratmıştı. Bir sonraki gün arıza giderilmiş ve yoğun bir çalışmayla köprü tamamlanmıştı. Yapıldığı akşam Vali, Bayram ve Öksüz köprüye oturarak ufka doğru bakıyorlardı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapchi.com/roman/kopru.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sinekli Bakkal</title>
		<link>http://www.kitapchi.com/roman/sinekli-bakkal.html</link>
		<comments>http://www.kitapchi.com/roman/sinekli-bakkal.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2009 20:35:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Halide Edip Adıvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapchi.com/?p=219</guid>
		<description><![CDATA[Bulunduğu semtin adini almiş olan bu dar sokak,sinekli bakkal&#8217;dır. Dünyanin herhangi bir yoksul mahallesinden pek farkli olmayan,bir geçitten çok bir toplanti yeri gibidir. Bu sokakta oturanlardan biri,mahalle imamidir. Onun kizi emine, kiz tevfik diye anılan bir halk sanatçısıyla evlenir. Bu Tevfik,ortaoyunu,karagöz gibi şeylerle vakit geçirir. İnadını ve iradesini anasından,yeteneklerini ise babasindan alan bir kızları dünyaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bulunduğu semtin adini almiş olan bu dar sokak,sinekli bakkal&#8217;dır. Dünyanin herhangi bir yoksul mahallesinden pek farkli olmayan,bir geçitten çok bir toplanti yeri gibidir. Bu sokakta oturanlardan biri,mahalle imamidir. Onun kizi emine, kiz tevfik diye anılan bir halk sanatçısıyla evlenir. Bu Tevfik,ortaoyunu,karagöz gibi şeylerle vakit geçirir. İnadını ve iradesini anasından,yeteneklerini ise babasindan alan bir kızları dünyaya gelir. Rabia, Emine,T evfik&#8217;le birlikte,sokaktaki İstanbul bakkaliyesi&#8217;ni işletmektedir. Babasi imam ise Rabia&#8217;yı biraz büyünce,hafiz yapar. Mahallenin kibar konaği&#8217;da vardir:Selim Paşa konağı. bu konak başlı başına bir alemdir. Selim paşa&#8217;nın hanımı dünyanın tadını çıkarmış bir kadındır. oğlu Hilmi ise, Jön Türklerle teması olan bir ihtilalcidir. büyüklük peşinde bir hayal adamı. Konağa giren,çıkan pek çoktur. Peregrini adında bir İtalyan piyanist,Vehbi Dede adında bir mevlevi dervişi bunlarin başlıcaları arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Rabia, Mevlit ve Kur&#8217;an okumadaki şöhreti ile Selim Paşa konaği&#8217;na kapılanır. Peregrini&#8217;yi orada tanır. Bu parasi bol,akli kıt sanılan sanatçıyla anlaşılır. Vehbi Dede&#8217;den musiki dersleri alır. mahallenin cücesi Rakim Amca, İstanbul bakkaliyesi&#8217;nisürekli müşterilerinden, tevfik en yakın arkadşlarındandır. Tevfik&#8217; in en yakın arkadaşlarındandındır. Tevfik,fırsat buldukça Karagöz oynatır. Ama başka işlerde görür. Ozaman, Fransız postahanesi bizimkinden ayrı olduğu ve feslilerin öyle yerlere girmesi uygun olmadığı için Hilmi&#8217;ye Paris&#8217;ten gönderilen (zararlı ) gazete ve kitapları,Tevfik, Ortaoyunundaki ustalığı sayesinde kadın kılığına girip almakta, Hilmi&#8217;ye götürmektedir. Bir gün, bu kılıkla yabancı postaneye girdiği saptanır ve yakalanır. Tevfik&#8217;in yakalanmasına sebep olan,kayın pederi olan imamdır. Çünkü İmam,bu günah işleyen soytarıyı hiç sevmez. Onu haber verir. Tevfik, Zaptiye dairesinde Göz Patlatan Hakkı adındaki zorbanın sıkı işkenceleriyle sorguya çekilmesine rağmen ;dayanabildiği kadar, Hilmi&#8217;nin adını vermez Sürgüne yollanır. İş anlaşıldığı için Paşanın oğlu Hilmi de, Zaptiye Nazırı olan babasının emriyle, sürgünler arasındadır. Tevfik &#8216;le aynı yere, şam&#8217;a sürüleceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tevfik yokken Rabia, Rakım Amcanın yardımıyla dükkanı idere eder. Vehbi Dede ve Peregrini de kendisine arkadaşlık ederler. Ama babası bu sürgüne yollandığından sonra bir Selim Paşa konağına ayağını basmaz. Konakta pek sevdiği bir cariye vardır: Kanarya Hanım. Bu Kanarya Hanım da aslında evlenip çırak çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Rabia, Ramazanlarda camileri gezer, mukabele okur, arasıra mevlütlere çağrılır. Şehzade Nihat Efendi&#8217;nin yalısında da, mevlit okumaya davet edilir. Rabia yalıya gittiği zaman iç salonun kapıları açılarak Sinekli Bakkal mescidinin büyük bir toplantı yeri haline geldiğini görür. Renkli papatya başlarına benzeyen yüzlerce başörtülü kadın dinleyicisi vardır. Bu duygulu kalabalığa yanık ve dokunaklı sesiyle mevlit okuduktan sonra, salonun sonunda çok güzel bir mermer heykele benzeyen bir sarışın kadın görür. Bu, Kanarya Hanım&#8217;dır. İki eski dost çığlık çığlığa birbirlerinin boynuna atılırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Peregrini, Rabia&#8217;nın okuduğu mevlide hayrandır. Karakterine, olgunluğuna hayrandır. Sonunda, tasarısını Vehbi Dedeye açar. Peregrini Rabia ile evlenebilmek için Müslüman olarak Osman ismini alır. Evlenişrler. Bir oğulları olur. Bu mutlu olayı izleyen yıllarda 1908 de Meşrutiyet ilan edilir. Sürgünler yerlerine dönerler. Geri dönenler arasında Tevfik de vardır. Rabia, Osman, Rakım Amca, mahallenin kibar tulumbacısı Sabit Beyağabey, bütün sinekli bakkal Tevfik&#8217;I karşılamaya giderler. Vakti ile Padişah haini diye sille tokat İstanbul&#8217;dan sürülenlerin hepsi, şimdi birer hürriyet kahramanı olarak dönmektedir. Tevfik&#8217;in bu gibi siyasi görüşlerle hiçbir ilişiği yoktur. Vehbi Dede ile Osman, Tevfik&#8217;in koluna girerler, bir torunu olduğunu ona haber verirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapchi.com/roman/sinekli-bakkal.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendi Ayakları Üstünde</title>
		<link>http://www.kitapchi.com/roman/kendi-ayaklari-ustunde.html</link>
		<comments>http://www.kitapchi.com/roman/kendi-ayaklari-ustunde.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 May 2009 17:22:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[İpek Ongun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapchi.com/?p=193</guid>
		<description><![CDATA[Günlük 24 Haziran’la başlar. Serra yaz tatili için gittiği İzmir’deki Kuzeni Sıla’nın anlattıklarıyla konuya başlar. Arkadaşı Zeynep’in Amerika’da okuyan Nilgün ablasının Amerikalı bir gençle evlenme kararı alması ve bunun evdeki yankılarından bahseder. Yaşlıların bu olaya yaklaşımına, anne babanın olaya olumlu yaklaşımına ve genç yaşta Nilgün’ün aldığı böyle bir kararın etrafında yarattığı izlenimlerden bahsediyor.
Bu arada Sıla’nın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Günlük 24 Haziran’la başlar. Serra yaz tatili için gittiği İzmir’deki Kuzeni Sıla’nın anlattıklarıyla konuya başlar. Arkadaşı Zeynep’in Amerika’da okuyan Nilgün ablasının Amerikalı bir gençle evlenme kararı alması ve bunun evdeki yankılarından bahseder. Yaşlıların bu olaya yaklaşımına, anne babanın olaya olumlu yaklaşımına ve genç yaşta Nilgün’ün aldığı böyle bir kararın etrafında yarattığı izlenimlerden bahsediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada Sıla’nın uçuk hareketlerine, ne olduğu belli olmayan mankenlik ajansına manken olmak için başvurmasına, kendini tanımadığı kişilere kaptırıp bir görüşte aşık olmasına ve sorumsuzca fevri hareketlerine yer veriyor. İzmir’den arkadaş grubuyla bir Akdeniz turuna katılır. Bu, annesinden ayrı ilk çıkacağı yolculuklutr. Kendisi on sekiz yaşlarına yeni girmiş lise iki öğrencisidir ve bu geziyi kendi ayakları üzerinde durmanın ilk aşaması olarak görmektedir. Kendisinde çok büyük değişiklikler görmeye başlamıştır. Bir kere, annesini iş nedeniyle üç günlük dış geziye göndererek bu süre zarfında evde yalnız kalmaya ikna etmiş ve bunu da çok güzel başarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Erkek arkadaşının başkasıyla çıkıyor olması onu yıkmıştır, ama bunun gençlikte yaşanan ilk aşklardan olduğunu, unutlması gerektiğini yaşayarak ve tecrübe edinerek öğrenmiştir ve bunu da olgunlaşmanın bir aşaması olarak görmüştür. Arada bir Ankara’ya babaannesinin yanına ve ayrı yaşayan babasına ziyarete gider. Babasının evlenmeyi düşündüğü yeni bayandan, olgun görünen yetişmiş insanların da aynı çocukluk hatalarının yapabileceklerini ima eden konuları duyar. Daha çok okul çevresinde olup bitenlere günlüğünde yer verir. Özellikle öğretmeni Mualla Hanım’ın hayata atılmak ve kendi ayakları üzerinde durmakla ilgili verdiği tavsiyeler öğrencileri bayağı etkilemektedir. Meslek seçimi konusunda şimdiden karar vermeleri tavsiyesi üzerine, Serra da içinde gizli kalan gezme ve görme tutkusunun onu turizm mesleğine daha yatkın olduğunu keşfetmesini sağlar. Bunun içinde hafta sonları bir turizm acentasında çalışmaya gider. Burada gerçekten aradığı mesleğin turizm olduğunu keşfeder ve kararını verir. Mualla hanım o yıl 10 Kasım’ı Ankara’da Anıtkabir ziyareti şeklinde düzenler. Serra bu geziden çok etkilenir ve bu geziyle ilgili &#8220;10 Kasım ve Atatürk&#8221; diye içinden geldiğince bir kompozisyon yazıp bunu Mualla Hanım’a verir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kompozisyon çok beğenilir ve bunu bir dershanenin düzenlediği Amerika’ya gezi ödüllü “10 Kasım ve Atatürk” konulu kompozisyon yarışmasına gönderirler. Yarışmada da Serra’nın yazısı birinci gelir ve iki haftalık Amerika gezisini kazanır. Şubat tatilinde de yine yalnız olarak yeni yerleri ve dünyayı keşfetmek için yola çıkar. Sırf bu geziye çıkmak için bile pasaport, vize, uçak bileti alma gibi birçok konuyla Serra ilk defa karşı karşıya gelir ve tüm bunları yaşayarak üstesinden gelmeyi başarır. Serra kendisinin ayakları üstünde durmasını sağlayacak yıldızını bulmuştur. Artık kararını vermiştir ve turizmci olacaktır. Akdeniz gezisi, yazı yarışmasını kazanması ve ABD gezisinin kendisine çok şeyler kazandırdığına inanır. Hem gönlü hem de kafası zenginleşmiştir. Cüneyt’e gelince tüm gezi boyunca hatırlamamıştır bile.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapchi.com/roman/kendi-ayaklari-ustunde.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ataçağ</title>
		<link>http://www.kitapchi.com/roman/atacag.html</link>
		<comments>http://www.kitapchi.com/roman/atacag.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 May 2009 13:34:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Cem Kapyalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapchi.com/?p=188</guid>
		<description><![CDATA[Ataçağ, Can Kapyalı’nın 1905 ile 1938 yılları arasına koymuş olduğu addır. Gerçekten de bu dönem, Anadolu’nun bağrında doğan yeni bir çağdır. Artık “Hasta Adam” olarak kabul edilen; Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine yepyeni, çağdaş bir  cumhuriyet kurulmuştur.
Cem Kapyalı, bu kitapta olaylara farklı bir gözle bakıyor. Özellikle günümüz insanının dünyaya bakış açısı ile Kurtuluş Savaşı’nı destanlaştıran genç kuşak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ataçağ, Can Kapyalı’nın 1905 ile 1938 yılları arasına koymuş olduğu addır. Gerçekten de bu dönem, Anadolu’nun bağrında doğan yeni bir çağdır. Artık “Hasta Adam” olarak kabul edilen; Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine yepyeni, çağdaş bir  cumhuriyet kurulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Cem Kapyalı, bu kitapta olaylara farklı bir gözle bakıyor. Özellikle günümüz insanının dünyaya bakış açısı ile Kurtuluş Savaşı’nı destanlaştıran genç kuşak arasında bir değerlendirme yapıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı İmparatorluğu Mustafa Kemal Ataürk’ün; yetişme evresinde artık yitirilmiş bir devlettir. Büyük devletler (İngiltere, Fransa, Rusya) bu pastayı paylaşma planlarıyla yıllarca süren savaşlarla önce Macaristan’ı elimizden almışlar, daha sonra da çeşitli dalavereler ve propagandalarla 600 yıllık imparatorluğun göz bebeği Balkanların bağısız hale gelmiş Balkan devletleri tarafından ist6ila edilmesine göz yummuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">I.Dünya Savaşı yılları imparatorluğa son darbenin vurulduğu dönemdir. Tabi ki; Enver Paşa ve kurmayları İmparatorluğu birçok hayalle de olsa geri almayı amaçlıyordu. Bu uğurda Sarıkamış’da ve Suriye, Irak,Suveyş ve Yemen’de daha bıyığı terlememiş genç delikanlılar şehit oldu. Mustafa Kemal Bey’in Ataçağ’ı başlattığı Çanakkale Zaferi’yle tüm dünyaya tekrar Türk’ün azim ve kararını gördü.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurtuluş Savaşı; işgalci İtilaf Devletleri’nin doyumsuz isteklerinden ve Türk milletinin boyunduruk altına girmek istememesinden doğdu. Türk insanı, büyük bir çaba ve önderinin yol göstericiliğiyle bu ateş çemberinden 1923 yılında; hem özgürlüğünü tüm dünyaya ilan ettiği Lozan Antlaşması’nı, hem de yepyeni, çağdaş bir cumhuriyeti doğurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıl 1996, kitabın yazıldığı tarih; Türk insanı Atalarının bıraktığı azmi ve kararlılığı kaybetmek üzere. Ama halen Türk Ordusu’nun önderliğinde bir çağ devam etmekte: O da ATAÇAĞ&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapchi.com/roman/atacag.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ankara</title>
		<link>http://www.kitapchi.com/roman/ankara.html</link>
		<comments>http://www.kitapchi.com/roman/ankara.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2009 16:46:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Kadri karaosmanoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapchi.com/?p=182</guid>
		<description><![CDATA[Birinci Bölüm
Kurtuluş Zaferi ile sonuçlanan, savaş yıllarındaki Ankara’yı kısa hatlarla açıklar. Romanın kahramanı olan Selma Hanım hayatını bu üç bölümde üç ayrı erkekle geçirir. Milli mücadele yıllarında bir banka şefinin karısı,  yerli bir Ankaralı olan Sungurluzade Ömer Efendi’nin kiracısıdır. Kocası Nazif’le Ankara’nın yabancısıdır. İstanbullu hanım için Ankara’da hayat tek düze ve sıkıcıdır, yoksulluklarla doludur. Ev [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Birinci Bölüm</p>
<p style="text-align: justify;">Kurtuluş Zaferi ile sonuçlanan, savaş yıllarındaki Ankara’yı kısa hatlarla açıklar. Romanın kahramanı olan Selma Hanım hayatını bu üç bölümde üç ayrı erkekle geçirir. Milli mücadele yıllarında bir banka şefinin karısı,  yerli bir Ankaralı olan Sungurluzade Ömer Efendi’nin kiracısıdır. Kocası Nazif’le Ankara’nın yabancısıdır. İstanbullu hanım için Ankara’da hayat tek düze ve sıkıcıdır, yoksulluklarla doludur. Ev sahipleri ile birlikte gündelik ev işleri ile meşgul olur. Boş zamanlarında Hatçe Hanım ve Halime Hanım ile sohbet eder. Bu sohbetlerinde gündelik Ankara hayatını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serer. Daha sonraları Nazif Bey’in vekil arkadaşı Murat Beyle tanışırlar. Murat Beyler’le aile ortamı içerisinde karşılıklı davetlerde bulunurlar. Bu sırada binbaşı Hakkı Beyle de tanışırlar. Hakkı Beyle birlikte Etlik’te gezintiye çıkarlar. Bu dönemlerde Hakkı Beyin milli mücadele ruhu ve azmi kendisini fazlasıyla etkiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakkı Bey artık Selma Hanım için muzaffer bir kumandan, muhterem bir kahramandır. Bütün ümitlerin zafer’e bağlandığı, başka hiçbir şeyin ehemmiyetli olmadığı bu devirde, herkesin mütevazı bir hayatı vardır. Yalnız kocası Nazif Bey’in milli davaya bir erkekten beklediği heyecan ve alaka ile bağlanmadığını gören Selma Hanım yavaş yavaş kocası Nazif Beyden kopmaya başlar. Erkân-ı Harp Binbaşı’sının fikir ve hareketlerine yakınlık duyar. Birinci bölüm Selma Hanım’ın binbaşının cazibesine kendisini kaptırdığı bir zamanda sonuçlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci Bölüm</p>
<p style="text-align: justify;">Selma Hanım Nazif Bey’den boşanır. Bu bölüm zaferden sonraki Ankara’dır. Selma Hanım eski binbaşı emekli Miralay Hakkı Bey’in karısıdır. Ancak koşullar değişir değişen koşullar Cumhuriyet öncesinin kişilerini de değiştirir. Hakkı Bey ordudan, Murat Bey vekillikten ayrılır. Artık bu iki insan yeni türeyen bir sınıfın üyesidirler. Vurguncu harp zengini şirket meclisi idarelerinde dolaşan, ecnebi gruplarla komisyon işleri yapmaya çalışan Hakkı Beyin yeni yüzüyle karşılaşırız. Hakkı Bey milli idealleri bir tarafa bırakmış, maddi refah içerisinde sadece kendi hesabına çalışan, son derece alafrangalaşan Yenişehir garplılığı, batılı hayat tarzının kötü yanlarını alır. Bu zümreye göre artık halkçılık diye bir dava kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Selma Hanım bir süs çiçeği, bir zevk aleti gibi kısır ve avare yaşayıp gider. Her şey kendi dar çevrelerinden kendi acayip zevklerinden ibarettir. Her gece çay partileri ve balolar düzenlenir ecnebi iş adamlarıyla dans edilir. Eğlenceler tertiplenir. Bu bölümde halk ile bu zümre arasında nasıl doldurulmaz bir uçurum açıldığını, inkılabı böyle anlayanları, hep kendi lehlerine çekenlerin eleştirisi yer alır. Selma Hanım asıl halka lakayt kalıp acayip bir hayatın egoist zevklerine dalan yeni kocasından da uzaklaşır. Bu sırada muharrir olan Neşet Sabit genç kadını görmek için onların bazı alemlerine iştirak eder. Selma Hanım bu hayatın acılarını onunla paylaşır. Bu hayatın zavallı yüreğinde büyük ıstıraplar yarattığını, bu çıkmaz yoldan biran önce kendini söküp atmakla, kökten tedavi olmak gerektiğini anlar. Binbaşı Hakkı Bey’den boşanır. Bundan sonraki hayatında toplumsal hizmetlerin en değerlisi olan öğretmenlik görevine atılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü Bölüm</p>
<p style="text-align: justify;">Yazarın hayalindeki Ankara’dır. Yazarın bu hayali Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü Bayramıyla başlar. Gazi Mustafa Kemal’in Türk milletine hitabesi, bir devir başlangıcının, bir yeni sabahın ilk işareti gibi olur. Türk milleti ilim, imar, iktisat, güzel sanatlar sahasında büyük bir gelişme içerisindedir artık Ankara’nın çehresi değişir. Yeni stadyumlar, yeşil çimenli sahalar, büyük fabrikalar, büyük binalar , alaca halk yığınları ve coşkuyla kutlanan büyük bir bayram&#8230; Selma Hanım basına ayrılmış iskemlelerin birinde dinlenir. Bundan sonra egoist bir zümrenin zevkine ve menfaatine karşı şiddetli matbuat hücumu başlar. Tiyatro, şiir, edebiyat, karikatür, musiki, hep bize yeni hayatı söyler. Halk evleri, Toplumsal Mükellefiyet Teşkilatı yeni hayatın odakları olur. Selma Hanım Neşet Sabit’le evlenir, bu iki insan yeni hayatın imar ve inşasında elele vererek büyük bir aşkla çalışır, yeni değerleri halk yığınlarına götürürler.</p>
<p style="text-align: justify;">Harf İnkılabı, Tarih Cemiyeti, Yüksek İktisat Enstitüsü, Halk Evleri gibi daha bir çok alanda büyük atılımlar, büyük yenilikler gerçekleşir. Selma Hanım ve Neşet Sabit bu on yıl boyunca mutlu bir evlilik yaşarlar. Fırsat buldukça Anadolu’nun muhtelif yerlerine seyahat eder, bu seyahatlerinde gördükleri yerlerin yeni çehresiyle karşılaşırlar. Anadolu toprağı, suyu, kırı, bayırı, dağı, taşıyla eşsiz güzelliğiyle cennetten bir parça gibi tasavvur ederler, bundan doyumsuz bir haz alırlar. Hele Pınarbaşı’nda düzenledikleri eğlencelerde halk ezgileri ve türküleri çalınır söylenir, sabaha kadar hoşça vakit geçirirler. Roman yazarın bu tasavvuruyla son bulur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapchi.com/roman/ankara.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Memleket Hikayeleri</title>
		<link>http://www.kitapchi.com/roman/memleket-hikayeleri.html</link>
		<comments>http://www.kitapchi.com/roman/memleket-hikayeleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 20:27:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Refik Halit Karay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapchi.com/?p=179</guid>
		<description><![CDATA[Yatık Emine adında bir kadın vardır, bu kadın Ankara&#8217;da fahişelik yaparak hayatını kazanmaktadır. İl merkezinde ard arda olaylar çıkmasına sebep olduğundan dolayı ilçede oturtulmak ve başka bir yere gitmesine engel olmak için Kaymakam, jandarma bölük komutanına emir gönderir, ayrıca kasabanın genel ahlakının bozulmaması için gerekli önlemler alınmasını da istemiştir.
Jandarma bölük komutanın ismi Sabri&#8217;dir. Sabri ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yatık Emine adında bir kadın vardır, bu kadın Ankara&#8217;da fahişelik yaparak hayatını kazanmaktadır. İl merkezinde ard arda olaylar çıkmasına sebep olduğundan dolayı ilçede oturtulmak ve başka bir yere gitmesine engel olmak için Kaymakam, jandarma bölük komutanına emir gönderir, ayrıca kasabanın genel ahlakının bozulmaması için gerekli önlemler alınmasını da istemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Jandarma bölük komutanın ismi Sabri&#8217;dir. Sabri ilk olarak Yatık Emine&#8217;yi yanına çağırttırır ve olayların çıkmaması için kendisini uyarır. Yatık Emine&#8217;de “tamam” der uzaklaşır. Yatık Emine&#8217;nin ilçede olmasından dolayı halk devamlı tedirginlik içerisindedir ve Yatık Emineyi dışlamaktadır. Yatık Emine&#8217;nin yatacak bir yeri olmaması karşısında, ilk olarak hapishanede kadınlar koğuşuna konulur, hapishanedeki kadınların çirkin tavırları ile karşılaşır ve orada dövülür, ardından hapishaneden alınır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hastaneye gönderilir, orada iyi bir yaşam sürmeye başlar. Gürcü Server adında bir genç delikanlı hastanede görevlidir ve Yatık Emine&#8217;ye yardımcı olmaktadır; fakat hastahaneden çıkartılarak kendisine bir ev tahsis edilmesi kararı Kaymakamlığın emriyle Sabri&#8217;ye ulasır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sabri Yatık Emineye kıyıda köşede bulunan, ilçeden uzak bir yerde ev bulur;fakat evin içerisi boştur, hiç bir eşya yoktur. Yatık Emine burada sefil bir şekilde yaşamaktadır. Gürcü Server adındaki kişi Yatık Emine&#8217;ye gizli gizli yardım etmektedir ve ona eşya tahsis etmiştir. Yatık Emine bu olaydan memnun kalmıştır ve bir süre iyi bir yaşam sürmüştür. Bir ara evi terkettiğinde eşyaları, yakındaki halk tarafından fahişenin eşyası mı olur gerekçesiyle alınır ve Yatık Emine gene sefalet içinde yaşamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sabri Yatık Emine&#8217;ye acımaktadır ve kendi adına Yatık Emine&#8217;nin ekmek alması için fırıncı ile konuşur. Fırıncı her gün Yatık Emine&#8217;ye 1 ekmek vermektedir. Yatık Emine 1 ekmeğin kendisine yetmeyeceğini söyleyerek 3 ekmek alır.Fırıncı Emineyi Sabriye şikayet eder ve artık Emine fırından ekmek alamamaktadır. Günler, Emine için yaşanmaz hale gelir. Artık Emineden haber alınamamaktadır. Jandarma bölük komutanı Sabri bu olay için jandarma er ve çavuşu görevlendirmiştir. Jandarma er ve çavuş Yatık Emine&#8217;nin yanına gitmek için yola koyulur ve evine vardıklarında Yatık Emine&#8217;nin cesediyle karşılaşırlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapchi.com/roman/memleket-hikayeleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşina Yüzler</title>
		<link>http://www.kitapchi.com/roman/asina-yuzler.html</link>
		<comments>http://www.kitapchi.com/roman/asina-yuzler.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2009 20:10:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Samet Ağaoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapchi.com/?p=176</guid>
		<description><![CDATA[Yazar romanında Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren 1920’li yıllardan 1950’li yıllara kadarki insanların “ kim bu bir iki üç adam? İsimleri önemli değil, sadece kudret sahipleri o kadar!” cümlesinde belirtiği gibi  bu dönemin insanlarını bir şair bir hikayeci ve bir çok siyaset adamı çatısı altında koca bir imparatorluğun yıkılışından sonra temelleri atılan Cumhuriyet Türkiyesindeki  insanların hayat anlayışlarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yazar romanında Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren 1920’li yıllardan 1950’li yıllara kadarki insanların “ kim bu bir iki üç adam? İsimleri önemli değil, sadece kudret sahipleri o kadar!” cümlesinde belirtiği gibi  bu dönemin insanlarını bir şair bir hikayeci ve bir çok siyaset adamı çatısı altında koca bir imparatorluğun yıkılışından sonra temelleri atılan Cumhuriyet Türkiyesindeki  insanların hayat anlayışlarını tasvir  etmeye çalışmış. Aklımıza belki koca bir topluluğun bir şair bir hikayeci ve birçok siyaset adamından mı teşekkül olduğu sorusu gelebilir. Burada yazar bu açık kapıyı da “Devrin bütün öteki tanınmışları, büyüklüğü, küçüklüğü bilerek, bilmeyerek onların taklitçileri” diyerek kapatmaya çalışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazar romanına başlarken bir şair olarak Nurullah ATAÇ’I aklı ile kalbi durmadan değişen, birinin güzel dediğine  ötekini çirkin damgasını yapıştırdığı kuvvetli hislerinin ve engin zekasının çarpışmasından doğmuş çeşitli acıları bazen gerçekten insanların insafsız olduğu kadar kuvvetli keskin ironisi ile örmesini bilen bir adam olarak tasvir etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hikayeci olan Ahmet Hamdi TANPINAR’I  da  İran minyatürlerinin ağaçlıklarına benzeyen Rıfkı Melül’e benzetmiştir. Tanpınar’ın eserlerini sanat istidadının yarattığı acemi fakat güzel bir ses olarak tanımlamış, incelendikce Türk Dilinin büyük eserlerine ilham kaynağı olabilecek nitelikte görmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazar daha öncede belirttiğimiz gibi bir şair bir hikayeciyi Nurullah ATAÇ ve  Ahmet Hamdi TANPINAR’I temsil etmiştir. Birçok politikacıyı da önce yüz ifadelerini, görünüşlerini ve bir o kadar da karekterlerinin romana has bir üslup ile izah ederek politika adına giriştikleri bir çok tecrübe ve deneyleri, bunun yanında yapılan bir çok hataları ilişkilendirmeye çalışmıştır. Yazar, eserinde politika hakkındaki görüşlerine de oldukça sık yer vermiştir. Bu dönem tarihine damgasını vuran birçok siyasetçi ve hatta perde arkasındaki birçok kişinin siyasete gerçekten hakim olan kişilerden ziyade kendilerinin dizginlenemeyen başakalarını hayran bırakma, kendi isimlerinin tarihin sayfasında daima kalıcı olamsı için çalışan insanlar olarak anlatmaya çalışmıştır. Bunu da eserinde bilgi , sanat ve askerliğin daha derin ve yürünmesi güç vadilere benzetmiş, bunlardan daha kolay ve kestirme olan politikayı da şahısların bu emellerini gerçekleştirebilecekleri en süratli vasıtaya benzetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazara göre, politikanın istediği sadece çevikliktir. Burada  çeviklikten kastedilen değişen durumlarda en uygun söz ve davranışın söylenebilmesi için gereken çevikliktir. Hatta yazar, politikayı hayatın kıskançlık, dalkavukluk, yüze gülme, arkadan hançerleme, iftira, hıyanet, vefasızlık olguları kazanında kaynamaktan ibaret olarak görmüştür. Yazarın yunan felsefesinide incelediğini bazı noktalarda Sokrat ve Eflatundan da örnekler vererek istenilen ideali ifade etmeye çalışmasından anlıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazarın eserinde anlattığı siyasetçiler ve gelişen olayların “milli şef” olarak adlandırdığımız Ismet İNÖNÜ ve Demokrat Parti arasında kendi kişilik ve karakterlerini arayan siyaset adamlarının hataları ve yanlışları ile politikaya bir bakış açısı kazandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dönem ve siyasetçilerin özelliklerini de yeni kurulan Cumhuriyet Türkiyesi’nin  temellerinin yeni yeni oturması ve insanlarında bu belirsizlikten sıyrılırken sergiledikleri davranışları; siyasetçi, romancı ve şair üçlemesi ile açıklamaya çalışmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapchi.com/roman/asina-yuzler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erikler Çiçek Açtı</title>
		<link>http://www.kitapchi.com/roman/erikler-cicek-acti.html</link>
		<comments>http://www.kitapchi.com/roman/erikler-cicek-acti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2009 20:08:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Esat Mahmut Karakurt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapchi.com/?p=173</guid>
		<description><![CDATA[Bardaklardan boşanırcasına yağan yağmurlar  içinde bir siyah otomobil hızla gelerek Yeşilköy Hava Alanı’nın yolculara mahsus salonunu önünde durdu.  Otomobilden dışarıya bir erkek çıktı. En ağır başlı kadınlar bile yolda geçerken görseler onu, tamamiyle iradelerinin haricinde bütün bir dişilik arzularının bir anda harekete geçerek, oldukları yerde hafifçe sendeleyip sarsıldıklarını hissederler.
Adam uçağına biner. Oturacağı koltuğa gelir. Fakat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bardaklardan boşanırcasına yağan yağmurlar  içinde bir siyah otomobil hızla gelerek Yeşilköy Hava Alanı’nın yolculara mahsus salonunu önünde durdu.  Otomobilden dışarıya bir erkek çıktı. En ağır başlı kadınlar bile yolda geçerken görseler onu, tamamiyle iradelerinin haricinde bütün bir dişilik arzularının bir anda harekete geçerek, oldukları yerde hafifçe sendeleyip sarsıldıklarını hissederler.</p>
<p style="text-align: justify;">Adam uçağına biner. Oturacağı koltuğa gelir. Fakat kendi yerinde bir bayan oturmaktadır.Adam kadından kendi yerine geçmesini ister. Kadın birden kafasını kaldırır. Beyaz tenli, siyah saçlı, mavi gözlü  ve gerçektende çok alımlı bir kadın. Gözgöze geldikleri anda bakışlarını birbirlerinden ayıramazlar. Kadın içine düştüğü müşkül durumdan hâlâ kendisini kurtaramaz. Ne kudretli ne tesirli bir bakıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha sonra kadın gözlerini çekmeyi başararak ellerini koltuğun iki tarafına koyup kendini yukarı doğru ittirmeye çalışır. Ateş bakışlı meçhul erkek gayet güzel bir İngilizce ile isterse kadının yerinde oturabileceğini söyler.</p>
<p style="text-align: justify;">İlerleyen saatlede aralarında geçen sohbetlerde genç adamın adının Orhan ve Hong-Kong’a gittiğini, kadınınsa sadece adının Madelena olduğunu öğreniyoruz.Adam kızın hakkında birşeyler öğrenmek istiyordu fakat Madelena şiddetle buna karşı çıkıyor ve sanki birşeyler gizlemeye çalışıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Biraz sonra uçak kuvvetli bir fırtananın içine girdi ve uçak sallanmaya başlar.Madelena Orhan’dan ellerini avuçalarının arasına alıp sıkmasını ve acıtabildiği kadar acıtmasını istiyor. Çünkü korkuya ve heyecana düştüğü zaman vücüdunun yer yer yanmasını ve acımasını duymak istediğini söylüyordu. Büsbütün esrarengizleşmeye ve garipleşmeye başlayan bu güzel kadını düşündükçe şaşırıyor ve tereddüt etmeden sıkıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Gece saatlerinde uçak Şam’a iner. Sonra içeri giren esmer bir delikanlı uçağın o gece hareket etmeyeceğini şayet fırtına durursa sabahın ilk saatlerinde harekete geçeceklerini  ve bütün yolcular için bir hotelde yer ayırdıklarını söyler.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes iner ve uçakta sadece ikisi kalır. Kız inmek istemediğini,üşüdüğünü ve geceyi uçakta geçirmek istediğini söyler. Uçağin hostesi bunun mümkün olmadığını söyler. Madelena bunun üzerine hostesten koltuk deyneklerini istedi. Orhan o anda kızın bacaklarının sakat olduğunu anlar. Madelena ayaklarını bir trafik kazasında kaybetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Madelena’nın sakat olduğunu görünce Orhan kızı kucaklarına alarak dışarı çıkardı. Kız uçakta ufak bir paketinin olduğunu  ve aldıktan sonra paketi Orhan’ın kendi çantasına koymasını istedi ve ekleyerek içinde çok güzel pastalar olduğunu, sabah kahvaltısında beraber yiyebileceklerini söyledi. Otele geldiklerinde adam kızı gene kucakladı ve odasına kadar götürdü. Orhan kendi odasına giderken kız kapısını kapamamasını ve duş aldıktan sonra yanına gelaceğini söyledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Adam odasına gidip bu meçhul kadını düşünürken aradan bayağı bir zaman geçti ve birden kapının aralandığını hisseti. Kadın anadan doğma çıplak sadece üstünde zarif, mavi bir gecelikle içeriye bir rüzgâr gibi süzüldü. Kız adamı arzuladığını söyleyerek geniş kolları ve omuzlarıyla kendini sıkmasını istedi. Adam nerden geldiğini şaşırmış bir vaziyette donup kaldı. Orhan birden kendine geldi ve kadını kolları arasına alarak öpmye başladı. Kucaklayarak yatağa götürdü.</p>
<p style="text-align: justify;">Orhan sabah erkenden kalkar. İçeriye giren güneş ışıkları altına oturarak hakkında hiçbıirşey bilmediği bu meçhul kadını nasıl olupta koynuna aldığına düşünür. Fazla düşünmeye zaman kalmadan kapının önünden gelip geçenlerin hızlı hızlı ayak sesletrini duyar. Üzerini giyinmeye zaman kalmadan bir Habeşli kadar esmer adamlar odayı dolduru. Adamlardan biri zabıta olduklarını ve yanındaki kadının beyaz zehir kaçakçısı olduğunu söyler. İzin vaerirse el çantasına bakmak istediğini söyler.el çantasını alarak içinden kadının paketini çıkarır . Paketin içinde eroin paketleri vardı. Polisler kadını alır ve götürür. Artık yolculuğu tek başına tamamlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sabaha karşı uçak Hong-Kong’a iner. Adamı üniformalı genç bir teğmen karşılar. Ayaklarını birbirine vurup ellrini şapkasına kaldırıp sert bir selam verir. Aslında Orhan Bey Türk Genelkurmaylığına bağlı bir binbaşıydı. Birleşmiş Milletler adına Türkiye tarafından Hong-Kong’a gönderilmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra teğmen Binbaşıyı İngiliz Merkez Komutanlığına götürdü. Orda komisyonun başkanı olan Albay Thomson onu beklemekteydi. Bir İngiliz yüzbaşı ve bir Amerikalı binbaşı daha vardı. Ayrıca birkaç gün sonra bir Kanadalı  ve birde Fransız yarbay komisyona katılacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Komisyonun görevi Hong-Kong’da faaliyet gösteren bir kominist terör örgütünü yok etmektir. Kominist örgüt Kore’de çarpışan Birlaşmiş Milletler Ordularına ait gizli malûmatı Tokyo’dan ziyade Hong-Kong’dan alır. Şans eseri  küçük birTürk birliğini ve fransız kıt’asını Tokyo’ya götüren Amerikan bandıralı vapuru, Şanghay önlerinde havaya uçması son anda önlendi. Ayrıca Hong-Kong’dan Tokyo’ya gitmekte olan bir nakliye uçağının ise havada nasıl parçalandığı henüz öğrenilmiş değildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Örgüt Dağıtan ve Azerbaycan gibi Türkler’in kesif olduğu yerlerde  Türkler’le beraber yürüyor;Türkler gibi konuşup yazabilen Rus aslından kızıl kominist olup Moskova’da staj görerek Asya’nın çeşitli yerlerine gönderiliyorlar.<br />
Orhan Binbaşı Hong-Kong’da Akdeniz memleketlerine ham deri ihraç eden bir Türk tüccarı olarak bulunuyor ve daima sivil giyiniyordu. Kalacağı yer ise Hong-Kong Palas olarak belirlenmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Binbaşı daha sonra hotele gider. Duşunu alır, traşını olur ve yemek yemek üzere salona iner. Yemeğini yedikten sonra başını kaldırır kaldırmaz lâcivert gözlü  esmer ve uzun saçlı bir kadınla göz göze gelir. Orhan Bey hayatında ilk defa bir kadın güzelliği karşısında titrediğini duyar. Hayatında ilk defa bu derece esrarengiz, bu derece manalı bir kadının güzelliği ile karşılaşıyrdu. Kadın büyük ihtimal Çinli idi ve yanında kocası da vardı. Yanlarında ise büyük ihtimalle Avrupalı olan biri daha vardı. Orhan Bey kadının adının Çing-Çung olduğunu öğrendi. Kocasıyla beraber ticaret yapıyordu ve Hong-Kong’un neredeyse yarısı onların emrindeydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Binbaşı kadınayavaş yavaş yaklaştı ve gözlerine gayet kararlı bir bir şekilde bakarak dans etmek istediğini söyledi. Kadının kocası ilk defa reddetmesine rağmen kadın dans etmek istediğini söyledi. Danstan sonra kadın Binbaşı’ya kısık bir sesle birdaha karşılaşmak istemediğini ve kendisini birdaha gördüğü taktirde kafasını başka tarafa çevirmesini istedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Aradan bir hafta geçer. Kısa boylu bir kız gelerek Orhan Beyle görüşmek istediğini söyler. Kız Madam Çing-Çung’un nedimelerinden biridir. Kız Madam Çing-Çung’un binbaşıyı güneş doğmadan ‘Erikler Çiçek Açtı’  ayinine davet ettiğini söyler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ertesi sabah Binbaşı gün doğmadan Güneş Dağı’na gider. Âyinin başından sonuna kadar kadın Binbaşı ile hiç ilgilenmez ve tek bir kelime bile konuşmaz. Binbaşı tapınağın bir köşesinde donmuş gibi sadece olan biteni izler. Daha sonra kadın geriye döner ve Orhan Bey’e doğru yürümeye başlar. Sadece onun duyabileceği bir sesle üzerini değiştirdikten sonra geleceğini ve beklemesini söyler.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadın geldikten sonra sadece Orhan Bey ve  kadın ağaçların arasından geçerek bir su birikintisinin yanına  gelirler. İkisi birbirine duygularını anlatırlar. Orhan Bey birara kendisini tutamayarak kadını sarar ve öpmeye çalışır fakat kadın birden geriye çekilerek sadece zevkleri için yaşayan kötü huylu bir kadın olarak anımlanmak istemediğini söyler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada İngilz Merkez Komutanlığı kominist örgütün liderinin sürekli Çing-Çunglarla gezen Avrupalı’nın olduğunu, Mr ve Mrs Çing-Çung’un da bu örgütün birer üyesi olduğunu  ve bir nevi malî işlerle ilgilendiklerini buldular.</p>
<p style="text-align: justify;">Birkaç gün sonra Türkiye’den on kişilik bir subay heyetinin daha geleceği haber alındı. Albay Thomson, Kanadalı, Fransız ve Türk subaylar burdan Tokyo’ya geçeceklerdi. Fakat binecekleri uçağa kominist örgüt tarafından bir bomba yerleştirilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Örgüt birgün gizli bir mağarada toplantı yapar fakat bu mağaranın yeri bilinmemektedir. Bu mağara da yapılan toplantılardan birinde Binbaşı’nın da içinde olduğu uçağa bomba konulacağı tüm örgüt elemanlarına duyurulur. Bunu Madam Çing-Çung da öğrenir. Binbaşı’nın uçağının kalkmasına birkaç saat kala gri spor arabasına binerek binbaşı’nın kaldığı otele gelir. Binbaşı ile yine o ilk buluştukları yere giderler. Binbaşı kadına Tokyo’ya gideceğini söyler. Kadın sanki yeni öğreniyormuş gibi üzüldüğünü ima edercesine bir hal takınır. Fakat adam gitmekte ısrar eder ve arabaya biner. Bu arada kadının gözlerinden yaşlar boşanmaya başlar.  Eğer giderse kendisinin de öleceğini söyler.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık Binbaşı uçaktadır ve uçak çalışmaya başlar. Pistte yavaş yavaş ilerlerken aniden önüne gri bir spor araba çıkar. Arabanın içindeki  kadın uçağın içinde bomba olduğunu söylerken  sesi yankılanır. Sonra o kadının Madam Çing-Çung olduğu anlaşılır. Bu arada güzel bir Azerî ağzı ile ‘Allaha ısmarladık Orhan Bey, ömrümün sonuna kadar sizi unutmayacağım&#8217; der. Pisten hızla ayrılırken peşine iki tane askeri cip  takılır. Daha sonra kadın arabayı denize doğru sürerek araçtan atlamayı son anda başarır. Daha sonra bir çalılığın arasına saklanarak askerler gidene kadar saklanır. Askerler gittikten sonra yerinden çıkarak gitmek için yola çıktığı anda koluna iki tane adam girerek onu gizli üslerine götürürler.</p>
<p style="text-align: justify;">Liderleri  kadının kocasına sinirlenir çünkü kadının bombanın patlamasına engel olacağını biliyordu. Kadının suçu ise hem bombaya engel olması hem de örgütün içinde yeni bir örgüt daha kurarak silâh kaçakçılığı yapmak ve bu silâhları Türkmenistan’a yollamak. Bunun üzerine kadın kendisini kendi memleketinden zorla getirdiklerini ve zorla ismini değiştirdiklerini. Yine  çalışması için zorlandığını ve damarlarında Türk kanı aktığının kimsenin unutmaması gerektiğini söyler. Silahları şerefli Türk Ordusu için yolladığını ve uçaktakileri gene şerefli Türk subayları oldukları Için kurtardığını söyler. Bunlara çok sinirlenen liderleri ikisininde sabah gün doğareken kurşuna dizilmesini emreder.<br />
Bu arada İngiliz Merkez Komutanlığı gizli sığınaklarını bulur ve zamana kaybetmeden sabah erkenden sığınağa baskın düzenleme kararı alınır. Sabaha karşı kadının kocası çoktan vurulmuştur ve gözü kapalı bir şekilde kendi sırasını beklemektedir. Tam o sırada silah pattlamaları duyulur. Binbaşı Orhan kendi mangasını arkasına takmış koşarak gelir. Gizli sığınakta ne kadar terörist varsa öldürülür ve kadın kurtarılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aradan bir ay geçer ve kadının mahkemesi sürmektedir. Binbaşı yeni bir göreve gitmek için hazırlıklarıa başlar. Son bir kere daha albayı görmek için merkez komutanlığına gider . Albay son bir isteği olup olmadığını sorar. Binbaşı ise son bir kere daha kadını görmek istediğini söyler.Kadın bazı işlemler için orda bulunmaktadır.  Bunun üzerine albay kabul eder. Binbaşı kadının yanına gittiğinde duyduklarına inanamaz. Çünkü kadın Türk olduğunu, onun da damarlarında Türk kanının dolaştığını söyler. Ayrıca gerçek adınında Neslihan olduğunu söyler.</p>
<p style="text-align: justify;">Binbaşı Türkiye’ye dönmek için uçağına bindiğin de aniden içeriye Albay girer ve yanında da Neslihan vardır. Albay Neslihan’ın bazı hafifletici sebeblerden dolayı suçunun affedildiğini yalnız sınır dışı edilmesi gerektiğini söyler. Sınır dışı edilirken de gitmesi için Binbaşı’nın bindiği uçak seçilmişti. Yolculuklarını beraber tamamladılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapchi.com/roman/erikler-cicek-acti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

